Thursday, 24 May 2018

O Uçağa Neden Bindim?

Vippieeeee Prag'a gidiyorum diye bir heyecanla kendime doğum günümde bilet hediye etmiştim. Bilenler bilir bir haftasonu gidip 20km yürüyüp gelmiştim. Sayısız uçak yolculuğu yapmışlığım var ama hiçbiri böyle geçmemişti.. Türbülans korkusu yaşayamadım çünkü yaşayacak fırsatı bulamadım. Havalimanına geldiğimde yine korku basıp iki saat havada ne halt yiyecem diye panik ettim. Kaçkez gerimi dönsem dedim ama bileti yakacak kadar zengin değilim. Daha uçaga binmeden hosteslerin gülümsediğini farkettim. Zaten onlar ota b..ka gülüyorlar demeye kalmadan arkamı döndüğümde uçağa binecek olanların 3/4 futbol maçı izlemeye giden bir gurup genç ve diğer yarısı da bekarlığa veda partisi için Prag'a giden kafası bir milyon havada olan gençler.. (onlarda evlenebiliyorsa daha ne diyeyim).

Bunların hepsi içkili ve bir çoğu sarhoş. Sanırım yasalara göre uçağa bindirmemeleri gerekirdi ama göz yumdular. Ben koltuğuma geçmişim yanımda boncuk boncuk terleyen tombik bir genc oturuyor ve arada bir burnunu çekiyor. Bana durduk yere sevgilisinden ona nasıl aşık olduğundan bahsetti, gören sancak Leyla ile Mecnun'u bir uçak yolculuğu ayırmış. Sonra durduk yere "YES WE ARE GOING TO DO THİS!" diyerek yumruk sıkıyor. Meğer uçaktan korkuyormuş ve benimle konuşarak sanki bana teselli verir gibi aslen kendisini yatıştırıyor. "Bunu başaracagız korkma" diyip durdu yol boyu. Sonra kız kardeşiyle evlenecek soytarıyı gösterip onun bekarlığa vedasını kutlamaya gidiyoruz dedi. "İyi halt yiyorsunuz ne yapim" demedim tabii... damat beyi de görseniz damat demeye bin şahit lazım, çocuk giymiş mavi eteği elinede ponpon almış gülüp eğleniyor (avrupalılar işte eğlenceleri böyle).

Uçak tam havalanacakken yan tarafımda arka koltuklardan biri geldi ( biri dediğime bakmayın bildiğiniz full kaslı süperman tarzı bir tip) ceketimin koltuğumun kenarında sarkan kısmını önüme doğru itti. Sonra avazı çıkana kadar arkamdakiler gülmeye başlayıp hostesi çağırdılar. İyyyy oda ne öyle arkamdaki sarhoş kusuyormuş ve ceketime bulaşmasın diye itmişler.. Hosteslere de uçak fobisi var diye kandırdı öküzler... Neyse ağzımı bozmayacağım ama bu dengesizler sonra çocuğu koltuğa bantlayıp fotoğraf çekip makara yapıyorlar.. yani gülmemek elde değil bütün uçak güldük. Bildiğiniz bekarlığa vedayı kutluyacaklar diye uçaktan indirilmeyi risk almadılar.. yani ben olsam bende inmezdim ama ne bilim sanki evlenmek bir marifet.. Havadayken bu futbolcu gençler ve partici gençlerin bir kısmı ön WC sırasında diğer kısmı arka WC sırasında ne yapsınlar okadar vücutda içki birikmiş utanmasalar ortalığa yapacaklar. Onlardan hariç kimse WC kulanamadı zaten, yol boyu sıradalardı.

Bu dengesizlerden haric birde hostesler var tabi. Hostesin teki adamcağız kısa kol giymiş, kafamızın üstünde bağajları çıkarmaya çalışıyordu, dikkatimi çekti de hiçbiri vücut temizliği yapmıyor bence.. o koltuk altında ki kılları ileride saç diye ektirmek içinmi uzatıyorlar acaba bilemedim. Yani hoş yakışıklısınız ama hiç çekici değil bilin istedim. Neyse ben inişe geçtiğimizi bile anlamadan yanımdaki dengesiz yine "OW YEAH WE ARE GOING TO DO THIS" diyip durdu. Üstüne yetmemiş gibi sanki 40 yıllık ahbabıyım, bana köpeğinin fotoğraflarını gösterip ona olan aşkından bahsetti... "yeminle baydııııı artıkkkk, sus kusacam" diyemedim.

Uçak maceram böyle sona erdi diye düşünürken 2 gün sonra aynı gurupla aynı uçakta dönüş yaptım.. tesadüfün içine .... neyse ki bu sefer hepsi bitkin bıkkın halde uyudu.

Neden bindim diye çıktığınız uçak yolculuklarınız olsun!!

Thursday, 12 April 2018

Ah Şu Düğün Çileleri...

Bir arkadaşım demişti ki "hakkında kötü konuşmalarını istiyorsan düğün yap, ama güzel konuşmalarını istiyorsan öl" milletimizin huyudur ancak ölü arkasında güzel konuşurlar zaten tövbe tövbe... Evlenmek belki güzeldir bilemem ama düğünler korkunç ötesi stresli bence. Yok tatlı telaşmış.. Telaşın tatlısı mı olur ya, düğün gününe kadar gelin ile damattan ne terler akıyor biliyor musunuz... Niçin?? Millet memnun olsun herkesin gönlü hoş olsun hiçbir şey eksik olmasın mış... Bunlar insan ya etden kemikten organdan duygudan oluşan., USB verisi mi bunlar her şeyi nasıl hatırlasınlar ? tabii ki eksiklikler olacak. Bir rahat bırakın insanları ayol!!! neyse işte;-

Şu dedikoducu teyzeler yok mu? karşında ki kızın bacağının açıklığına laf ederken önünde kendi kızının g....tünün açıklığını nasıl göremiyorlar acaba... yok mezeler eksikmiş, yok gelinin kuşağını kim bağlamış, kim takıda ne kadar takmış falan filan. Resmen düğün sahiplerinin anasından, danasından, dedesinden, nenesinden ebesinden girip bütün sülaleyi eleştiri yağmuruna tutan teyzeçikler.. Laf edeceğinize iki el atın da eksikleri de siz tamamlayın ne olacak bir yerinize mi yapışacak.

Beni kuaföre çağırmadı diye küsen yengeler, yok o az taktı düğünümüze bizde az takacağız diye içlenen çiftler, içip içip kendinden geçen apaçi amcalar, torunları ile halay ortasında zıplayan dedeler, saçım bozuldu elbisem yırtıldı diye süsü bozulan kızlar (buna bende dahil) ve bunları şok içinde izleyen gelin ve damat....! Ha bir de aylarca beklenen o ilk dans ta ortaya atılan dolarları kapış kapış toplayan çocuk yığınından gelinliğin yarısı mafolan gelinlerin yüzündeki çaresizlik... Alice harikalar diyarında mı yoksa çocukluğundan beri hayalini kurduğu düğün günün demi bellisiz.

Tabii bir de gelin çiçeğini kim tutacak diye yarış var... tabii ki BENNN diye içine atlayıp asla tutmayıp bir şekil içinden yine çiçekle çıktığım olmuştur.. :):) düğün sonrası ayakları yerinden kalkmayan gelinin birde ayakkabısını çekiştirip ismim silinmiş mi diye heyecanlanan bakarlar.. RAHAT BIRAKIN ŞU GELİNLERİ...

Düğün sonrası bir de takı tartışmaları var tabii Oh My God yaniiii!! Bırakın şu dünya malını damat gelin toplayıp gitsin işte yuva kuruyorlar siz neyin hesabını yapıyorsunuz... kim neyi almış satmış kazanmış eksiltmiş kime ne??

Neyse bunlar hepsi gözlemlediklerim ama velhasıl benim de başıma gelse tabii ki daha beterini yaparım :):) adet yerini bulsun dimi..! Adı üstünde düğün bu.. taktığım çeyrekleri geri dönüşüm olarak yarım getirin bir zahmet cinnet geçirtmeyin!!

Friday, 30 March 2018

2 günde Prag gezilir mi?

Tabi ki efendim neden gezilmesin? Ayak boşa mı verilmiş çok şükür yarabbi. Ha ne kadar gezebilirsin ya da ne kadar üşengeçsin orası sana kalmış bir şey. Ben bir buçuk günde gezdim. Günde sanırım 20km yapıp rekorumu kırdım. Doğum günü için kendi kendine haftasonu Prag bileti hediye eden tek manyak ben değilimdir inşallah. Ne yapsaydım yani yaşlanıyorum diye ağlasamıydım. 2 güne ne sığdıracağınız size kalmış. Ben ne kadar plansız çıkmayı sevsem de zaman kısıtlı olduğu için planlı çıkmanızı tavsiye ederim. Düşünsenize belki hayatınızda ilk ve son kez gidiyor olabileceğiniz bir yer olabilir.

 
 
 
Tuhafıma gidenler
  • Sakın tuvaletleri kullanırken elinizi etrafa vermeyin bence. Kirli görünmeyebilir ama birçok kadın WC lerini kullandım hiç mi kimse girip çıkarken elini yıkamaz ya. O kadar yemek yiyorsunuz iyyyy kusacağım düşünürken. Kim bilir ne pis ellerden yemek yedim dışardan. Çok dikkatimi çekti ya kapıyı vurup çıkıyorlar sanki musluklar süs amaçlı yapılmış.
  • Kadın kadına çok iltifat ediyor 😁 çok kez karşılaştım ama özellikle biri durup yanındaki kocasına ''aa baksana oyuncak bebek gibi, so sweet'' demişti. Tabii ki şımardım :)) şımarmayıp ne yapsaydım. Hatta sevilmek için Prag'damı yaşasam diye düşünüp sonra ne şaşmışsın, sevgiye bu kadar mı muhtacız kalk git evine Elif dedim.. WC sonrası elini yıkamayan yerde kalamam..
  • Bira ve su aynı fiyat hatta ucuzunu bile bulabilirsiniz. Bir şişe su Prag merkezde 25 Çek korunası iken 20-25 Çek korunasına bira var. Su yerine bira için böbrekleriniz çalışsın diyecektim de neyse WC girmek zorunda kalmayın 😂
  • Starbucks ve Mcdonalds larda her zaman priz bulamayabilirsiniz, ülke fakir mi yoksa cimri mi bilemedim.
  • Çok fazla dilenci var.
Güzellikleri
  • İnsanları çok sevecen çok sıcak kanlı ve yardımsever. Malum yabancı ülkeye gidince rahmetli Kemal Sunal'ın oynadığı filminde gibi köyden indim şehire havasını veriyorum ilk baş. Sonra kaybolduğumu belli etmemeliyim diyerek daha çok belli ediyorum. Yol tarif edenler hep bir yandan çıkıyor. Bu arada havalimanında inince information masasından gideceğiniz otelin ismini verirseniz halk taşıtları ile nasıl yolculuk yapacağınızın çıktısını veriyorlar bu çok işime yaramıştı, zaten herkes İngilizce anlatabiliyor ve bir çok yaşlı İnsanları da Almanca ve Rusça anlayabiliyor .
  • Sokaklarına bayıldım tam benlik renkleri mavi, pembe, beyaz ve gri mimari yapıları var. Getto sokakları ve çöp kutuları bile dikkat çekici.
  • Hemen hemen her yerde kurabiye çeşitleri satan ufak dükkanlar var minnoş şeyler. Çünkü Çek kurabiyeler meşhur olduğunu orada iken öğrendim. Bütün tekelleri de ufak ufak bina altlarında.




Gezebildiğim yerler
Google amca sağ olsun yoksa yolda kalırdım. İnternet paketinizin Avrupa'ya açık olması çok önemli bence. Her yere şehir içinde yürüyerek gittim tabanıma kuvvet çok şükür.

Dancing Houses -Vlatava nehrinin önünde bulunuyor. Dans eden evler diyorlar, bir bina diğerine yaslanır şekilde mimari yapısı var. Sanki bir kadın adamın kollarında gibi şeklini anımsatıyor. Bilgime göre içinde oda kiralayabiliyorsunuz gecesi 150-200 Euro dan başlıyor ve 7. katta Ginger&Fred lokantası var. Bir gün köşeyi dönersem anca o zaman girerim içine.


 
Charles bridge - dansçı evlerden sonra sağ tarafınızda binaları seyrederek sol tarafta nehrin harikalığını kadrajlayıp Charles köprüsüne yürüyebilirsiniz. Yol boyu Türk turistlerle karşılaşacağınız için İngilizceniz çok iyi olmasa da çok sorun olacağını sanmıyorum. Köprüye girmeden önce bir kebapçı dükkanı ile karşılaşabilirsiniz içi tıka basa dolu ve fiyatları diğer yerlere göre tabii ki pahalı çünkü koskoca Charles köprüsünün önünde kebabı açmış adamlar neden ucuz olsun dimi. Köprü girişinde sağda Karola heykeli var ve ismini bilmediğim kuşları omuzunuza verip fotoğraf çektirebiliyorsunuz. En tarihi Prag köprüsü olduğundan ve Prag kalesi ile Old City'i birbirine bağladığı için çok meşhur. Manzara bu köprüden harika gözüküyor ama çok kalabalık karınca gibi insanlar tıkış tıkış yürüyorsunuz. İçinde insan olmayan bir fotoğraf tutturursanız ne mutlu size ama imkansız sanırım. Üzerinde ortalama 30 heykel ve heykelcik var. Tarihini de artık siz araştırın canım hepsini bana bırakmayın.
Prague castle - Burada harika fotoğraf çekebilecek manzara var fakat hafta sonu gittiğim için çok kalabalıktı. Kaleye girişte polis kontrolünden geçiyorsunuz bir soymadıkları kalıyor gümrük memuru gibi ama polis amcaları da sevdim galiba hava güneşli diye herkes gözüme iyi görünüyordu. Kale turu satın alabiliyorsunuz ben almadım ama sanırım fiyatları 250 Çek korunası civarında başlıyor. Kale 9. Yüzyılda yapılmış, ben demiyorum internet diyor. Bütçenizi düşünüyorsanız su vs gibi gerekli içecekleri daha önceden almanızı tavsiye ederim çünkü kale içinde pahalı olabiliyor. Franz kafka müzesi, işeyen adam heykelleri ve dar sokaklar da kalenin etrafında bulunuyor. Buraların girişini ücretli diye duymuştum ama bir ücret ödemedim öyle bir şey ile karşılaşmadım. Kalenin içinde Çek cumhuriyeti başkanına ait bir ofis bulunuyormuş. Karar verdim başkan olmalıyım :))

Franz Kafkas müzesi ve işeyen adam heykelleri - o ünlü alman edebiyat yazarının müzesi, David Cerny'in yaptığı işeyen adam heykellerinin arkasında. Birde şirinmi şirin kurabiye dükkanı bulunmakta pembe pembe. Bu heykelleri ne akılla yaptı David bey diyecektim ki adamların işediği göl Çek cumhuriyetinin haritasıymış ve heykeller ünlü politikacıların sözlerini gövdeleri elektronik bır cihaz ile dönerek göle işeyerek yazıyorlar. Heykellerin yanında sms numarası varmış oraya attığınız mesajı da yazıyor. İlginç. Franz Kafkas müze gezisi 200 Çek korunasıydı sanırım ama müze içinde değil karşıdan satın alabiliyorsunuz.

Gingerbread müzesi - burası ufak bir dükkan tesadüf karşılaştım ama okadar tatlı şirin kurabiyeler var ki çocuk gibi içinde kayboldum. Hepsi el yapımı teker teker el emeği ile yapılan kurabiyeler.



Petrin Lookout Tower - en son buraya çıktım ve çıkana kadar anam ağladı desem yeridir. Güzel bir parkın içinde yokuşlu bir yoldan tepeye çıkıyorsunuz. Yokuş üzerinde bir duvara Einstein kafasını ve kafasını telefondan kaldırmaya iki insan resmi çizmişler sanırım içinde yaşadığımız asosyalleştirilmiş devri anlatıyor. Bu Petrin kulesini Eiffel kulesine benzetmişler. Çıkmaktan bir hal oldum zaten bütün gün yorulmuştum. Bir de bunun inişi var. Hava kararınca kurda kuşa yem olmamak için kaç ayet el kursi okudum acaba Allah bilir. Birde anatomıcal clock var onu da ayak üstü gezdim.

Nereleri gezemedim ve gezmek isterdim
  • Lenon Wall
  • Baby statues
  • Hanging man
  • Bellavista restaurant
  • Jew headquarters
  • Communism Müslüm
  •  Embriyo binası
  • Torture müzesinin içi
  • Antika arabalara binerim
Fiyatlar ve para birimi
1 İngiliz sterlini ortalama 26 Çek korunası ediyor. Otel fiyatları ortalama bed and breakfast 2 gecesine 70 sterlin verdim 75-80 Euro yapıyor sanırım. Toplu taşıtlarına aynı biletle binebiliyorsunuz 90dakikalık bir bilet alıyorsunuz o süre zarfında metro, tren, tramvay ve otobüslere binebiliyorsunuz ve bu sadece 32 Çek koruna ediyor bu da Londra'ya göre çok uygun. Duraklarda bilet makineleri var. Kahvaltılı otelleri tutmanızı tavsiye ederim çünkü tüm gün nerde ne yiyeceğim derdine girmiyorsunuz.

Bir daha gidecek olsam ne önlemler alırım? 
  • Para birimini önceden hesaplarım çünkü havalimanda adam elime koskoca 500 lük kağıt parayı koyunca daha ufağı yok mu deyip rezil oldum.
  • Bisiklet kiralardım ve daha çok gezerdim. Citybike var ordan kiralayabiliyorsunuz.
  • Çek sözlüğü telefona yüklerim ya da cep sözlüğü alırım çünkü yol tabelaların İngilizcesini yazmamışlar. Prag kalesi dibimdeyken araya durdum.
  • Petrin kulesine daha erken çıkarım ve çıkmadan önce termosta içecek taşıyıp tepede biraz oturup kafa dinlerim. Bu arada inişte sihirbaz yapan bir yer var içine girebiliyorsunuz. Sihirbaz sevenlere duyurulur.
  • Kesinlikle düzgün bir fotoğraf makinesi ile giderim ve taşınabilir şarj aleti taşırım.
Neyse işte ben böyle gezdim. Bunlar hatırlayıp da yazdıklarım. Daha fazla bilgi için instagram hesabımdan @ellysjourney_ ulaşabilirsiniz. Bol gezili günleriniz olsun...!

Sunday, 25 February 2018

Manchester'a Niye Geldim???

Uzun zamandır iş başvuruları yapıyordum orayı burayı beğenmedim, ekmek kapım güzel bir yer olsun dedim ve aradığımı bulduğumu düşünüyorum ama yanlış şehirde :) Tam tamına bir aydır buradayım. Daha bir ayım var bakalım neler yaşayacağım. Geçici bir süre devlet hastanesinde bir araştırma projesine girdim yine laboratuvarda kan şişeleriyle dımçık dımçık dans ediyorum. Sıkılınca hastaneyi arkama alıp halay çekesim geliyor, sonra kendine gel Avrupalı sosyetikler ne anlasın halaydan diyorum. Tabi bu işin şakası, 10 aydır gezmenin, yan gelip yatmanın cılkını çıkartıp, kumbaramın dibini yalayınca mecbur dünyanın diğer ucunda da iş çıksa giderdim...Keşfetmek benim işim yaparım ulennnn dedim.

Görmemişin bir işi olmuş gibi (yani hayalindeki işi olmuş gibi) heyecanla uyanıp ayaklarımda derman kalmayana kadar çalışıp sonra yürüyen bir ceset gibi eve dönüyorum. Pardon bir evim yok tu unutmuşum. Hoteller de sürünüyorum. Boş zamanlarımda kitap okuyup, dans edip, kahve içip şehri keşfedip, aktivitelere katılıp sosyalleşiyorum demek isterdim :) tabi bunlar hepsi hayal. Ayaklarımın altına yastık koyup sırt üstü uzanıp boş boş tavana bakıyorum acıkana kadar. Çikolata paketlerinin üzerindeki çekilişlere katılıp olmadık yerlere yorum atıyorum, kadınlar kulübünde dert dinliyorum, arada bir kendimle dertleşmek için bir bira açıyorum, yoldaki evsizlerle konuşuyorum vs vs..

Ha evsiz demişken, acayip çok evsiz var merkezde. Gece 9 'dan sonra çok dikkat çekiyor. Artık normalleştirilmiş, geçende bir evsiz çiftle tanıştım, şiir yazıp bileklik satıyorlar. Fakat düşününce İngiltere'de kimse açta ya da açlıktan ölmüyor ki, acaba kendi seçimlerimi diye soramadım çekindim. Ve ucuz olur diye evsizlerle katılmayı da düşünmedim desem yalan olur. Hotel fiyatları fırlamış durumda, kazandığımın hakkı b..kunu götürmüyor. Şaka bir yana evsizlere çok üzülüyorum. Evet bazen çok hırçınlar, agresifler ama yaşam şartlarına adapte olabilmeleri için böyle bir kişiliği almaları şart. En azından saygılılar, egoist değiller, paylaşmayı biliyorlar ve halden anlıyorlar. Bunlar benim gözlemlediklerim.

Neyse, bir dikkatimi çeken şey ise saat kuleleri. Fazlasıyla çok ve en nefret ettiğim pazartesi sabahları gözüme gözüme batıyorlar. Zaten Allah'ın her günü yağmurlu ve koştur koştur herkes işe gidiyor üstüne yüzümüze yüzümüze zamanın geçtiğini  ya da geciktiğimizi hatırlatan saat kuleleri var. Keşke zamansız yaşayabilsek. Arada bir yalnızlığın dibine vuruyorum ama kopmuyorum. Üniversiteden bir arkadaşım zamanında demişti ki ''bara gitmek istiyorum ama yalnızda gidemem en iyisi ben süslenip püslenip gidim bir masada arkadaşımı bekliyor gibi oturup bir şeyler içip sonra gelmedi gibi yapar çıkarım'' demişti. Dediğini yaptı mı bilmiyorum :)) ama ben geçen yıl bu taktiği denemiştim, çok işe yarıyor 😃  şaka bir yana bir şeyler yapabilmek için illa birilerine ihtiyaç duymuyorum kendimle mutlu olabiliyorum. Yalnız bir kafede kahve içmekten çekinenler özgüven sorunu yaşıyor bence.

Ondan hariç salsa dersine katıldım bir gün çok keyifliydi, daha öncede denemiştim, sanırım devam edeceğim. Ailemi özlemiyorum çünkü kırk yılda bir yalnız yaşamak elime geçmiş niye özleyeyim 😃 umarım okumuyorlar bunu.. Zaten her hafta sonu Londra'ya gidip gelmekten şehirlerarası otobüs şirketleri sayemde zengin oldu. Bunları neden yapıyorum ve neden Manchester bilmiyorum. Hayat burayı gösterdi karşıma burası çıktı geldim ve maalesef o kirli kağıt parçasını kazanmadan dünya gezilmiyor. Fotoğraf makinesi alıp yeni keşiflere çıkmak istiyorum...!

Tuesday, 6 February 2018

MiMLENDiM - Sinema ve Ben

O piti piti karameli sepeti, terazi lastik mim bastik... ilk defa mimlendim, ne de heyecanliyim... incidennotlar.blogspot.co.uk mimlemiş beni, bir de bana sorun, bu mim ne diye öğrenmeye calışmam zaman aldı. Meğerse, bir kaç soru oluşturup, o soruları teker teker mimlenen kişi cevaplıyor ve döngü böyle devam ediyor. Neyse tamam detayına girmicem... Sorulara geçiyorum...

1. Sinema da izlediğin ilk film?
Ayy vizontele'deki gibi Zeki Müren'de bizi görecek mi demiştim. Şaka şaka, Shrek izlemistim.. 9 yaşında, ögretmenim 3 başarılı ögrenciyi götürmüştü. Pek bir gururluydum ozaman.



2. Film en guzel ....'de/da izlenir?
Kesinlikle sinemada orta koltuklarda tam ekran karşısında. Yoksa başka simetrik hastası gibi hissediyorum, rahatsızlık duyuyorum :))

3. Film izlerken olmazsa olmazın var mı? Varsa neler?
Tabi ki abur cubur atıştırmalar ve sessizlik. Sirf mısır ve nachos yemek için olsa yine giderim. 
  
  a) tek başına mı, kalabalık mı?
Dram izliyorsam tabiki tek başıma, yoksa salya sümük rahat ağlayip sövemem. Komedi ve aksiyon olursa kalabalikla. Korku zaten izlemiyorum cünkü korkuyorum :)

  b) mısır mı cips mi?
Tabii ki mısır, hemde en karışığından. Damak tadımı sormayın, tuzlu ve şekerli aynı anda yiyebiliyorum gerekirse acıda katarım... Tamam azıcık abartmış olabilirim. 

  c) iki boyutlu mu üç boyutlu mu?
Üç boyutlu severim de, iki boyutlu tercihim, filmine gore. O gözlükleri takınca arada bir başım dönüyor.

  d) AVM sineması mı sokak sineması mı?
Hangisinin kaloriferleri çalışıyorsa o :) soğuk bir sinema da film izlemek kadar rezili yok..

  e) Filmden önce filmin fragmanını izlemek mi, yorumlarını okumakmı?
Fragman... Çünkü okuyup önyargılı filme girmek istemiyorum. Ilk izleyip kendi fikrimin olması lazım. Yoksa filmin ismi çıktı mı 9a inmez 8e.

Benden bu kadar... Şimdi , O piti piti mimledim sizi...

KUŞLARIN İZİNDE
BİRPEMBESEVER
Bir tutam karınca

Wednesday, 13 December 2017

Londra'da Yat Partisi

Son zamanlarda işsiz halimle travel fotoğraflığına gönül verip bir kursa kayboldum (fotoğraf makinem bile yok) ileride kültür keşfetme yolculuğuna çıkınca lazım olur dedim? Derin sularda mı yüzüyorum bilmiyorum ama hayal kurmak da parayla değil.  Ondan hariç bütün gün kitap okuyup kahve kültürüne takılıp kaldım İtalyan usulü evdeki Türk misali. Sinirkübü kardeşim son yıl psikoloji öğrencisi, kendilerinin dönem sonu ve Noel kutlaması için üniversite parti düzenlemiş benide davet etti, eksik kalmayayım katıldım. İlk yat parti deneyimim oldu. Pardon yat mı gemi miydi bilmiyorum. Sonuçta su üzerinde parti işte. Bu arada Türkçe yazı hatam varsa kusura bakmayın gün geçtikçe düzeltmeye çalışıyorum.

Londra'da hava çok soğuk, yat partisi benim neyime deyip durup bir yandan söylene söylene gittim. Sinirkübün arkadaşları bizi ekti ve gelmediler yani yalanın dibini neden vurmak zorunda insanlar bilmiyorum. Tanımadığım bir sürü profesör, öğrenci, öğretmen doktorlarla gemi partimiz Temple Pier Londra'da kalktı. Herkes çok mütevazi, güler yüzlü birbirini tanımayanlar bile sahte gülücüklerle paslaşıyorlar, ben ise orda ki tek yaşlı gibi hissedip kendimi Kocan Kadar Konuş filmindeki Ezgi Mola' ya benzettim biran. Umarım dans pistinde düşmem demeye kalmadan herkes ısındı dans pistine içki döken dökene. Sonra öğretmenler de dahil geminin sallantısıyla düşen düşene. Dans etmeyenlerde sallantıya kapılıp dans ediyor bir şekil. Halil Sezai'nin dediği gibi 'kafası kendinden bile güzel' herkesin. Bunlar akıllı psikologlar ise o zaman ben içlerindeki tek manyağım.

Londra köprüsünden, The shard, İngiliz Parlamentosunu ve London Eye geçerken ben kafamı pencereden ayıramıyorum çünkü taşıt tutması başladı bende ve midem bulanıyor :)) tam da zamanı sanki. Ergen mi olgun mu millet anlamadım. Kızın teki yerle mi yoksa duvarlarla mı dans ediyordu anlaşılmıyor. Bazen eğlence adı altında iğrenç görüntü kirliliği yaratıyorlar gerçekten. Atletli iç çamaşırlı kadınlar, eşofmanlı kapalı kızlar, mavi saçlı, kırmızı kazaklı ve yeşil pantolonu ile palyaço kılıklı profesörler, deli gibi dans eden şarhoşlar ve bir de çizgisini bozmayan güzel insanlar vardı. WC leri fare deliği kadar, kusmak için gidip, giydiğim tulumun fermuarını bozup ardından kapatabilene yarım metre çikolata vereceğim diye WC deki sarhoş kadınları kandırdım, 3-4 kişi bir yandan asıldılar fermuara. Ne yapsaydım yani :))

Bira içine yarı su katan uyanık barmenleri unutmayacağım içip içip sarhoş olmadığımızı. Adamlar işi biliyor herkes gemide sallanıyor zaten yarısını da içseler mideleri bozulacak otomatik sarhoşsun. Arada bir dans edip sonra burada iyi bir kına gecesi olur aslında kızlara söylemek lazım diye planlar kurdum daha sonra ''ne işim var burada şuan pijamalarımla evde kahve içip  kitap okumak varken'' diyorum ama heyyy kaptan kenara çek inecek var diyemiyorsun. Gemi partilerin en kötü yanı o olsa gerek, sıkıldığında nereye gideceksin 360 derecen su kaplı, sıkıyorsa atla. Parti bitti ama bembeyaz montumun üzerine yellozun teki kırmızı şarap dökmüş kesin WC dekilerden biriydi. Artık hakkını helal etsinler ne demeliyim... dünya küçük bir gün karşılaşırsak veririm çikolatalarını. Londra'nın yağmurunda ıslana ıslana eve geldik..

Saturday, 11 November 2017

Bir kaç günlük seyahetler...

10-11 aydır sanırım hayatımın en çok gezisini yaptım sanırım 12-15 tane uçağa bindim. Gittiğim yerlerin çoğunu isteyerek, bazılarını zorunlu ve bir kaçını da isteksiz yaptım ama yerimde durmadım biliyorum. Bu yıl sanki üstümde 4-5 yıl geçmiş gibi hissediyorum. Bu kadar şey ne ara oldu bilmiyorum. Laylaylom gibi hayat karşıma ne çıkardıysa yaşadım. Bazen dalgaya karşı savaşmaktansa kendini suya bırakman gerek. Yazdıklarımdan hariç, Pafos/Kıbrıs, Liverpool, Birmingham, Almanya, Marmaris ve Manchester'a da gittim.  Genelde bir kaç gün kaldığım için yazma gereği duymamıştım. Her yaşanan şey tecrübe ve sana katılan bir hayat dersi olduğuna inanıyorum. Karşımıza çıkan her şeyin bir sebebi olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden ne yazarsam o kalacak geriye. İçimde kalacağına dışımda kalsın.

Aslında Pafos'a gitmeyi hayal bile etmemiştim. Zirvoş kuzene ayarla bir yerler hafta sonuna gidelim yeter ki İngiltere dışında olsun demiştim. İlk İspanya ya da İtalya olur dedi sonra kendimizi sabaha karşı Pafos'a giderken bulduk. Ani kararlarla yapılan şeylerin sorununu da çekmek zorunda kalıyor insan. Kıbrıs deyince aklıma Rum tarafı hiç gelmedi ki. Haritadan bile açıp nereye gidiyoruz diye bakmadım. Bu yüzden para biriminin Euro olma ihtimalini de düşünmedik. Gideceğimiz dakika öğrendik. Ama harika bir şehirdi, tek sorun kışın gittik yılın başında. Tatil yerine kışın giden üstelik Londra'dan 4 buçuk saat uçağı iki gün için çeken turistler olarak azıcık şoka uğrayan yerliler oldu. Sahil kenarı, Pafos kalesi, bar ve restoranları ve özellikle anında tutulup pişirilen balıkları çok güzeldi. İlk gün kaldığımız odada hem üşüdük hem de sebepsizce korktuğumuz için aile odasına değiştirdik. Yolları, direksiyonları aynı İngiltere gibi ters taraftaydı. O soğuk havada havuz başında montuyla şarap içen bir biz ve bize eşlik eden sokak kedileri vardı. Bu arada şaraba elma dilimi ve siyah üzüm katanları da ilk orda gördüm. Birde hayatımın en güzel organik portakal suyunu Pafos deniz başında içtim. Dikkatimi çeken şey ise İngiltere ve İskocya'dan Pafos'a temelli taşınan insanlar oldu. Bazıları evlenip gitmiş bazıları iş için kaldıklarını söylediler. Bana göre pahalı bir şehir bence, yoksa çok mu kazıklandık bilemiyorum. sadece iki gün kaldık, uzatmadığımız için pişman olduk ama bana çok büyük katkısı oldu o tatilin. Burası da bende kalsın.  Ryanaır ile gittik, normalde uçak kahvelerini bir kahve kolik olarak sevmiyorum ama filtre kahvelerini beğendim. Uçak o kadar boştu ki sanki sadece 15 kişi falandı. Yol boyunca bol bol güldük, sohbet ettik ve Feyza Altun'un  'Kadının Fenni' kitabını okuduk. Farkında olmadan o kadar çok gülüyormuşuz ki yan tarafımızda oturan kadın kaş göz altından oflayıp pufladı. Haklı yani bizi çekmek zorunda değil ama bomboş uçak sanki başka yer yok dibimize girmiş. Gülmenin  yada kahkaha atmanın başkalarını aşağılamadığın sürece kendi aranda yapılanını terbiyesiz bulmuyorum. Kimse için gülmekten vazgeçmem hiç kusura bakmasınlar. Son gecemiz elimdeki  bozuk Euro paraları köşe başı dükkana verdim. Adam normal misiniz? diye sordu. Sanırım sarhoş olduğumuzu düşündü. Ya da bilmiyorum anormal miydik. Dönüşte uçağa binince Zirvoş kaş göz yaptı yan tarafımıza bak diyerek. Oh my God! Olamaz, oflayan puflayan Hindistanlı teyze tesadüf giderken de bizimle aynı uçakta hem de yine yanımızda tesadüfe bak. Allah'tan iki saatlik uykuyla sersem olduğumuz için Zirvoş bütün yol uyudu. Ben ise yine türbülans paniğine kapılıp defalarca kendisini uyandırdım. Gözünü aralayıp kemerini sıkıp 'bir şey olmaz' diyerek yine uyudu :)) inşallah ileride türbülanssız bir hava yolu keşfederler.

Aradan bir hafta geçmeden Almanya'ya gittim. Akrabalar zorladı bana da fırsat oldu. Hamburg'a gittim gitmesine de aklımda bir sokak kaldı ismini hatırlamıyorum, hatırlamakta istemiyorum. Adamlar resmen açık açık yer altı işleri çeviriyorlar hem de yasal. Kendimi James Bond filmlerinde hissettim. Neyse işte gezilecek bir yermiş ama insan o kadar şey görünce masumiyet zihin nerde acaba diyor. Ondan hariç Alex diye bir yerde suya karşı yemek yiyip Alsted'de gezmek güzeldi.

Birmingham'a üç yıldır görmediğim üniversite' de ev arkadaşımı ziyarete gittim. Kendisi Sudanlı ve bana hep Sudanlıların yemek yedikten sonra çok tembel olduğunu ve daha sofra kalkmadan yemek yer yemez uyuduklarını ya da uzandığını söylerdi. Ona bizim evde o doğduğumdan beri var diyemedim. Açık konuşmak gerekirse sanırım bir Birmingham şehrini beğenmedim sebebini bilmiyorum. Tek sevdiğim 'Clents Hill' diye bir tepeye çıktık. Manzarasına bayıldım. Ne zaman bir tepeye çıksam yaşadığımı hissediyorum.

Liverpool ve Manchester'a da bir görüşme için gitmiştim. Belki ayrı yaşarım diye hayallere kapılıp gidiyorum sonra kendine gel sen kim ayrı yaşamak kim diyorum. Neeerrrrdeeee o günler. Evlenirsen ayrı yaşarsın diyen bir toplumdayız. O zamanda kocayla yaşıyorsun cicim diyemiyorsun işte... Liverpool çok canlı bir öğrenci şehri bence fakat Manchester daha güzel geldi gözüme. Koskoca şehir ve daha canlı. Tek sorun gece kızlar gerçekten resmen donu görülecek şekilde kısa giyiniyorlar. Yıllar önce daha çocukken yeni yılı kutlamaya Manchester'a gelmiştik ailece, o zamanda saat 00:00 olduğunda herkes anadan doğma sokakta koşmaya başlamıştı. Amacı neydi bilmiyorum ama gözlerimizi kapatıp 'çocuklar siz bakmayın' diyen toplumun kendileri bakması komikti :)) neyse işte Fanatik futbol seyreden değilim ama saha da maç ve gurupça maç seyretmeyi seviyorum. Manchester United FC ziyaret ettik, gay village diye LGBT destek amaçlı yapılan bir sokak vardı onu gezdik ve Çin kasabasına gittik. Çin yemeklerini de beğeniyorum. Sushi yemeye gittiğimde küçük bir çocuğun annesine ''biliyor musun sen benim en iyi arkadaşımsın'' dediğine şahit oldum. Evet anneler en iyi arkadaşlardı ama bunu sanırım en iyi çocuklar biliyordu. Büyüdükçe masumluğumuzdan eser kalmıyordu...

Marmaris olayımızda ani oldu Zirvoş ve Sinirkübümle gittim. Thomson havayollarını ilk orda kullandım ve memnun kaldım. Bu arada gittiğim en ucuz tatil sanırım Marmaris oldu. 3 günlüğüne falan gittik. Deniz kum güneş güzeldi. En çok ta canlı müzik olan yerlere üzüldüm. Gece 12 den sonra yasaklanmış. Adamlar ne yapsın dışarda bekçi zabıtalara göz kulak olup ona göre açıyorlar dı sesi. Barlar sokağı vardı ama biz gitmedik amacımız zaten kafa dinlemekti. Dımtıs dımtısla işimiz yoktu. İnsanları iyiydi ama sanki biraz tuhaftı bir anlam veremedim nedense...

Bundan sonra neler yapmak istediğimi henüz bilmiyorum, zaman gösterir halen spontane yaşayarak devam edeceğim ama sanırım bu yıl benden bu kadardı. Bir gün Türkiye'nin Doğu ve Karadeniz bölgelerini, Japonya, İzlanda, Hindistan ve Afrika gibi ülkeleri de ziyaret etmek istiyorum. Bunları lüks otellerde falan değil oranın kendi insanlarıyla yaşayarak kaldıkları yerlerde köy ve kasabalarında kalarak yaşam ve kültürlerini görerek yapmak istiyorum ama tek gitmeye cesaretim var mı bilmiyorum. Cesaretimi topladığım an sırt çantamı da toplayacağım... bunları yaşarken de paylaşacağım inşallah 😊😁

O Uçağa Neden Bindim?

Vippieeeee Prag'a gidiyorum diye bir heyecanla kendime doğum günümde bilet hediye etmiştim. Bilenler bilir bir haftasonu gidip 20km yürü...